Zeki Demirkubuz ve filmleri halk arasında çok sevilir. 1986 yılında yönetmen asistanı olarak girdiği sinema sektörüne hem Türkiye’de hem de Avrupa’da ses getirecek birçok eser bırakmıştır. Kırsalda doğmuş, büyümüş ve daha sonrasında üniversite yıllarında işportacılık dahi yapmış olan bu yetenekli yönetmen, hayatın sıradanlığının içinde kaybolmuş gitmiş insaların hikayelerini son derece yalın ve başarılı bir şekilde ortaya koyar. Günlük hayatın çarklarının bu insanlar üzerinden döndüğünü, basit ve sade bir hayata sahip olan insanların da anlatacağı ilginç hikayeleri olabileceğini göstermeye çalışan Zeki Demirkubuz, çektiği filmler ve uluslararası film festivallerinden topladığı ödüllerle özellikle Türkiye’de geniş bir hayran kitlesi yaratmıştır.

Zeki Demirkubuz’un Gençler Arasındaki Popülerliği

Zeki Demirkubuz sineması, hayatın bütün zor yanlarını, çirkinliğini ve aynı zamanda bilinmezliklerini seyirciye sunar. Belli bir kesimin hoşuna gidecek şekilde senaryoyu değiştirmek yerine, sokaktaki ve kırsaldaki kalabalıkların kendilerini konumlandırabileceği ve rahatlıkla filmin içine girebileceği bir kurgu kullanmayı tercih eder. Bu sebeple kimi sinemaseverler tarafından Zeki Demirkubuz filmleri çok sert ve karanlık bulunur. Özellikle üniversiteli gençler arasında Zeki Demirkubuz’un bu denli sevilmesinin sebebi işte tam da budur: hayatın normal insanların karşısına çıkardığı güçlükler ve kavgalar karşısında, insanların kavramları ve olayları nasıl algıladığını, neyi nasıl hissettiklerini adeta bir tokat gibi çarparak gösterir. Bu korkusuz ve belli başlı sinema kalıplarını yıkan tutumu, gençler tarafından takdir edilmekte ve desteklenmektedir.

Hayata Zeki Demirkubuz Gözlüklerinden Bakmak: Bağımsız Sinema

Zeki Demirkubuz’a göre sinema oldukça bireysel bir iştir ve sanatsal yönü ön planda olmalıdır. Filmin kurgusu, maneviyatı ve neyi nasıl gösterdiği Demirkubuz için oldukça önemlidir. Her ne kadar ilk filmi C-Blok olsa da, Zeki Demirkubuz Masumiyet filmi ile seyircinin gönlünü kazanmıştır. Üçüncü Sayfa, Yazgı ve İtiraf filmlerinde Zeki Demirkubuz’un yarattığı karakterlerin birbirleriyle nasıl yüzleştiklerini, basit gibi görünen günlük ilişkilerin ve sade bir dille kurulan iletişimin aslında ne gibi şeyler saklayabileceğini, insan psikolojisinin karanlık yönlerini ön plana çıkararak anlatmıştır. Bekleme Odası, Kader ve Kıskanmak filmleriyle Türkiye’deki bilinirliğini arttıran yönetmen özellikle Dostoyevski’nin eserlerinden etkilenerek çektiği Yeraltı, Bulantı ve Kor filmleriyle ustalığını göstermiş, fazla ışık kullanmadan da son derece samimi ve etkileyici sahneler çekilebileceğini kanıtlamıştır.